Celal Şah Hikayesi Doğu Anadolu'da ve Kars bölgesinde anlatıla gelen bir hikayedir. hikaye Borluk İlçesinde oturan Süleyman Erkılıç'dan derlenmiştir. Türk Folkloruna gönül veren ve bu konuda çalışmalarda bulunan Nerin Köse tarafından Milli Folklor dergisinin 1993 yılındaki 17. sayısında ele alınmıştır.
ÖZETLE CELAL ŞAH HİKAYESİ
Zamanın birinde herşeyi olan ancak hiç çocuğu olmayan bir padişah vardır. Her umuda sarılan, her denileni yapan hükümdar günün birinde bir erkek evlada kavuşur. Yedi yaşına gelen şehzade Celal Şah egitimini yapmak. üzere hocaya verilir ve onsekiz yaşına kadar dershaneden hiç dışarı çıkmaz.
Sadece kitabi bilgiler edinen. yaşadığı hayatla en küçük bir ilgisi olmayan Celal Şah yemeğindeki kemiği ve güneş ışığını bile tanımamaktan doğan bir sıkıntı ile dışarı çıkar. ilk gördüğü kişi, avdan gelen bir adamdır. O da yardımcılarını ve atını alarak. ava çıkar. Yolları üzerindeki dağda. bir geyiğin peşine düşen Celal Şah'la arkadaşıarı bu kovalamaca sırasında yedi kişi kalırlar ve bir adada, geyiği vururlar.
Garip yapılı insanların bulunduğu bu adada bir arkadaşlarını yitirerek Maymunlar Ülkesine gelirler. Bir kitabade gördüğü ve Sultan Süleyman'ın vasiyetl ettiği üzere Celal Şah yedi yıl maymunlara hükmeder. Bu arada bir arkadaşlarını yitiren grup,izin isterlerse de maymunlar iki arkadaşlarını daha öldürürler ve yola üç kişi devam ederler Karıncalar ülkesinde iki arkadaşını yitiren Celal Şah nihayet insanoğlunun yaşadığı diyara ulaşır. Yolu üzerindeki ihtiyardan para kazanmayı düşünürken kendini ölü bir atın karnında bulur ve Celal Şah, büyük bir kuş tarafından havaya kaldırıldığı sırada ihtiyarın isteğiyle içeride bulduğu bıçakla atın karnını yararak dışarı çıkar.
Karşısındaki dağın en yüksek yerinde kıymetli taşlar olduğunu, onları aşağı atmasını söyleyen ihtiyar mücevherleri alıp, Celal Şah'ı orada bırakır, Karnından çıktığı ölü atı arayan şehzade giderek "kuşlar ülkesi"ne gelir. Güzel bir köşkün bahçesindeki havuzun başında rastladığı üç kekliğin kız haline geldiğini görür ve en küçüğüne aşık olur. Onun "keklik cildi"ni alan Celal Şah kızı memleketine götürür.
Beraberindeki mücevherleri babasına hediye eden kahramana padişah, yedi gün yedi gece düğün yapar. Bütün bunlara rağmen "Keklik cildi"ni zaptederek kendisiyle evlenmesini hazmedemeyen Gülperi gelinin tılsımlı kıyafetini bulur ve tek çocuğunu da alarak kendi ülkesine döner.
Karısını aramaya çıkan Celal Şah. Kuşlar ülkesi'ne geldiğinde onun Çin Maçin'de oturduğunu öğrenir. Bir kuşun üzerine binerek "periler ülkesi"ne gelir ve Gülperi'yi bulur. Ancak yurdunu özleyen şehzade, karısına memleketine dönmeyi teklif eder. İki "keklik cildini" giyerek yola çıkarlar. Ne yazık ki bu mutluluk uzun sürmez ve bir yolculuk sırasında Gülperi, kurtlar tarafından parçalanır. Karısını öldüğü yere defneden Celal Şah, ölene kadar orada yaşar.
Gül Bilbil Destanı - Gül Bülbül Destanı
Turan ülkesinin padişahı Nasır, malını, tahtını bırakacak bir oğuldan yoksundur. Bir gün rüyasında "bir bağda kırmızı bir gülün açıldığını; üstünde güzel sesli, güzel yüzlü bir bülbülün öttüğünü" görür.
Rüyayı yorumlayan bir ihtiyar, padişaha "eve gidince karısıyla yatarsa bir oğlu olacağını, adını Bilbil koymasını; bu oğlanın yedi yaşına gelince bir peri kızına aşık olacağını" söyler.
Nitekim ihtiyarın dediklerini yapan Nasır dokuz ay sonra bir erkek evlada kavuşur. Kırk gün kırk gece toy yapan padişah, oğlunun adını Bilbil koyar. Rüyasını yorumlayan dervişe de kırk tane at hediye eder. .
Yedi yaşına gelen şehzade, babasının kendisi ile yaşıt kölesi Zelili ve vezir oğlu Sala, Molla Galandar adlı hocaya verilirler. Bir cuma günü Molla Galandar kendilerini azat edince Bilbil, arkadaşlarını çeşitli meyvelerin, çiçeklerin olduğu bağlarına davet eder. Bağda dolaştıklan sırada Bilbil'i kaybederler. Daha sonra onu bulduklarında havuzbaşında oturduğunu görürler. O ana kadar yeşil asalı bir ihtiyar (pir), ona "asasını tutmasını" söyler ve bir anda kendilerini Dilaram Bağı'nda bulurlar. Oradaki imarete giren Bilbil, duvarında bir peri kızı sureti görür ve hemen aşık olur. İhtiyar Bilbil'e "bu kızın İran Vilayetinin padişahı Şaalican'ırı en küçük kızı olduğunu; bu resmi yaptıran İstanbul padişahının da bu kıza aşık olduğunu" söyler. Yine asaya tutunarak geriye dönerler.
Tekrar okula başlarsa da, hocası Galandar. ondaki değişikliği farketmiş; "bir peri kızına aşık olduğunu" babasına söylemiştir. Buna karşı çıkar Nasır,yine de Gül'ün bulunması için atlılar salar herbir tarafa. O yörede bütün tarih kitaplarını okumuş birisi saraya gelerek padişaha "Gül'ün İran vilayetinde. buradan 500 yıllık uzaklıktaki Şehr-i Sınafam'da oturduğunu"söyler.
Her ne pahasına olursa olsun Gül'ü bulmaya'yemin eden Bilbil, Zelili. Sala, Molla Galandar'ı alarak yola çıkar. Yedi yıl yürüdükten sonra İstanbul'a gelirler. Orada "İstanbul padişahının da Gül'e aşık olduğunu; ancak Şaalican'ırı, üç şehrini de ele geçirmeyi başarana kızını vereceğini" duyan Bilbil, İstanbul'u alır. Orada kaldığı üç ay boyunca her gün Dilaram Bağı'na. Gül'ün resmine bakmaya giderse de, bu ona yetmez, İstarıbul'u, şahın kızı Aycemal ile evlerıdirdiği Molla Galandar'a bırakır ve yollara düşer.
Bir müddet sonra Nil Denizi'ne gelirler. Su yüzünde kırk gün salla gittikten sonra Kuvhı Salar Dağı'na gelirler. Bu dağın her tarafı altından olup, padişahı Güneabi adlı bir kız olan şehr-i Talusı'nın sınırları içindedir. Güneabi. Bilbil'in neden buraya geldiğini öğrenince "bu dağdaki mağaralardan biri olan Kelezov'ın ağzındaki kara ejderhayı öldürürse, Gül'ü bulmasına yardım edeceğini" söyler. Sala Bey bu işi başarır ve Güneabi ile evlenir. Yola devam eden Zelili ile Bilbil, bir menzile gelirler. Orada birbiriyle dövüşen iki ejderhadan kara renkli olanını öldürürıce, ak ejderha onları evine davet eder. Ejderha Zavkumar'ın yerinde Aysülüv adlı bil' peri kızı görürler. Zelili ona asık olur ve beraberinealarak Bilbil ile tekrar yola çıkarlar. Giderek Şabaz Hanı Adil'in ülkesine ulaşırlar. Padişah buraya geliş sebebini öğrerıdiği Bilbil'e "Gül'ün, İran perilerinin padişahı olan Şaalican'ın kızı olduğunu, şimdiye kadar hiçbir yiğidin gerçekleştiremediği üç şartını gerçekleştirebilirse ona kavuşacağını" ifade eder. Zelili ile Aysülüv'ün nikahlandığıgece Bilbil'in düşünde yeşil asah, kendisinin Hz. Ali olduğunu söyleyen bir onu, Gül'ün gezindiği Sınafam Bağı'na götürür. Yanına gelen Gül "Şabaz Han Adil'in ülkesindeki Şah Emir Arzarn.medresesinde okuyan yeğeni Salım'in onu kendisine ulaştıracağım"söyler. Sınafam Bağı'nda buluşan ve Şaalican'ı razı ederek evlenen Bilbil ile Gül, çok mutludurlar. Ancak "çok uzun süredir ailesinin kendisinden, kendisinin de ailesinden haber alamadığını" düşünen BilbiL, fikrini Gül'e açar. Şaalicarı'ın izin vermesi üzerine hazırlanan mücevherlerle süslü tahtları üzerinde geri dönmeye koyulurlar; Şabaz Han Adil'in ülkesinden Zelili ile Aysülüv'ü.. Şehr-i Talusı'danSala ile Güncabi'yi; İstanbul'dan da Molla Galandar ile Aycemal'i alarak Turan Ülkesi'ne dönerler.
Babası Nasır, yıllar sonra kavuştuğu oğlunu sağ salim karşısında görünce çok sevinir ve oğlu ile gelini için kırk gün kırk gece düğün yapar.
Not
"Gül Bülbül Hikayesi", Türk dünyasının hemen her tarafında rastlanılan anlatılarımızdan birisidir. Uygurlar'da "Kızıl Gülüm", çağatay sahasında Nevruz Şah, Anadolu'da "Nevruz Bey" adıyla yaygın olan bu hikaye Türkmenistan sahasında "Gül Bilbil Destanı" diye bilinmektedir.
Yrd. Doç. Dr. Nerin KÖSE'nin Milli Folklor Dergisinde yayınlanan çalışmasını ve folklorik bir çok çalışmayı Çukurova Ünversitesinin Türkoloji sitesinden veya buradan inceleyebilirsiniz
Rüyayı yorumlayan bir ihtiyar, padişaha "eve gidince karısıyla yatarsa bir oğlu olacağını, adını Bilbil koymasını; bu oğlanın yedi yaşına gelince bir peri kızına aşık olacağını" söyler.
Nitekim ihtiyarın dediklerini yapan Nasır dokuz ay sonra bir erkek evlada kavuşur. Kırk gün kırk gece toy yapan padişah, oğlunun adını Bilbil koyar. Rüyasını yorumlayan dervişe de kırk tane at hediye eder. .
Yedi yaşına gelen şehzade, babasının kendisi ile yaşıt kölesi Zelili ve vezir oğlu Sala, Molla Galandar adlı hocaya verilirler. Bir cuma günü Molla Galandar kendilerini azat edince Bilbil, arkadaşlarını çeşitli meyvelerin, çiçeklerin olduğu bağlarına davet eder. Bağda dolaştıklan sırada Bilbil'i kaybederler. Daha sonra onu bulduklarında havuzbaşında oturduğunu görürler. O ana kadar yeşil asalı bir ihtiyar (pir), ona "asasını tutmasını" söyler ve bir anda kendilerini Dilaram Bağı'nda bulurlar. Oradaki imarete giren Bilbil, duvarında bir peri kızı sureti görür ve hemen aşık olur. İhtiyar Bilbil'e "bu kızın İran Vilayetinin padişahı Şaalican'ırı en küçük kızı olduğunu; bu resmi yaptıran İstanbul padişahının da bu kıza aşık olduğunu" söyler. Yine asaya tutunarak geriye dönerler.
Tekrar okula başlarsa da, hocası Galandar. ondaki değişikliği farketmiş; "bir peri kızına aşık olduğunu" babasına söylemiştir. Buna karşı çıkar Nasır,yine de Gül'ün bulunması için atlılar salar herbir tarafa. O yörede bütün tarih kitaplarını okumuş birisi saraya gelerek padişaha "Gül'ün İran vilayetinde. buradan 500 yıllık uzaklıktaki Şehr-i Sınafam'da oturduğunu"söyler.
Her ne pahasına olursa olsun Gül'ü bulmaya'yemin eden Bilbil, Zelili. Sala, Molla Galandar'ı alarak yola çıkar. Yedi yıl yürüdükten sonra İstanbul'a gelirler. Orada "İstanbul padişahının da Gül'e aşık olduğunu; ancak Şaalican'ırı, üç şehrini de ele geçirmeyi başarana kızını vereceğini" duyan Bilbil, İstanbul'u alır. Orada kaldığı üç ay boyunca her gün Dilaram Bağı'na. Gül'ün resmine bakmaya giderse de, bu ona yetmez, İstarıbul'u, şahın kızı Aycemal ile evlerıdirdiği Molla Galandar'a bırakır ve yollara düşer.
Bir müddet sonra Nil Denizi'ne gelirler. Su yüzünde kırk gün salla gittikten sonra Kuvhı Salar Dağı'na gelirler. Bu dağın her tarafı altından olup, padişahı Güneabi adlı bir kız olan şehr-i Talusı'nın sınırları içindedir. Güneabi. Bilbil'in neden buraya geldiğini öğrenince "bu dağdaki mağaralardan biri olan Kelezov'ın ağzındaki kara ejderhayı öldürürse, Gül'ü bulmasına yardım edeceğini" söyler. Sala Bey bu işi başarır ve Güneabi ile evlenir. Yola devam eden Zelili ile Bilbil, bir menzile gelirler. Orada birbiriyle dövüşen iki ejderhadan kara renkli olanını öldürürıce, ak ejderha onları evine davet eder. Ejderha Zavkumar'ın yerinde Aysülüv adlı bil' peri kızı görürler. Zelili ona asık olur ve beraberinealarak Bilbil ile tekrar yola çıkarlar. Giderek Şabaz Hanı Adil'in ülkesine ulaşırlar. Padişah buraya geliş sebebini öğrerıdiği Bilbil'e "Gül'ün, İran perilerinin padişahı olan Şaalican'ın kızı olduğunu, şimdiye kadar hiçbir yiğidin gerçekleştiremediği üç şartını gerçekleştirebilirse ona kavuşacağını" ifade eder. Zelili ile Aysülüv'ün nikahlandığıgece Bilbil'in düşünde yeşil asah, kendisinin Hz. Ali olduğunu söyleyen bir onu, Gül'ün gezindiği Sınafam Bağı'na götürür. Yanına gelen Gül "Şabaz Han Adil'in ülkesindeki Şah Emir Arzarn.medresesinde okuyan yeğeni Salım'in onu kendisine ulaştıracağım"söyler. Sınafam Bağı'nda buluşan ve Şaalican'ı razı ederek evlenen Bilbil ile Gül, çok mutludurlar. Ancak "çok uzun süredir ailesinin kendisinden, kendisinin de ailesinden haber alamadığını" düşünen BilbiL, fikrini Gül'e açar. Şaalicarı'ın izin vermesi üzerine hazırlanan mücevherlerle süslü tahtları üzerinde geri dönmeye koyulurlar; Şabaz Han Adil'in ülkesinden Zelili ile Aysülüv'ü.. Şehr-i Talusı'danSala ile Güncabi'yi; İstanbul'dan da Molla Galandar ile Aycemal'i alarak Turan Ülkesi'ne dönerler.
Babası Nasır, yıllar sonra kavuştuğu oğlunu sağ salim karşısında görünce çok sevinir ve oğlu ile gelini için kırk gün kırk gece düğün yapar.
Not
"Gül Bülbül Hikayesi", Türk dünyasının hemen her tarafında rastlanılan anlatılarımızdan birisidir. Uygurlar'da "Kızıl Gülüm", çağatay sahasında Nevruz Şah, Anadolu'da "Nevruz Bey" adıyla yaygın olan bu hikaye Türkmenistan sahasında "Gül Bilbil Destanı" diye bilinmektedir.
Yrd. Doç. Dr. Nerin KÖSE'nin Milli Folklor Dergisinde yayınlanan çalışmasını ve folklorik bir çok çalışmayı Çukurova Ünversitesinin Türkoloji sitesinden veya buradan inceleyebilirsiniz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
